Otoriter rejimlerin başlangıcı ve bitiriliş yolu
İlk insanın yaşam biçimi komünlerden oluşurdu. Komün üyeleri birbirinin her türlü ihtiyacını gidermekle birbirine karşı sorumluydu. Karnı aç olan biri varsa o kişinin karnının doyması herkesin vazifesi olurdu. Doğadaki kaynakların sınırlı olduğu fikri komün düzeninin dağılmasına ve bireysellikle özel mülkiyet kavramlarının var olmasına yol açtı. İnsanlar ihtiyaçlarından fazla şeyleri kendi mülkiyetlerine alarak servet sahibi olmaya başladılar. Bu sırada bazı bireyler aynı şekilde servet biriktiremeyince temel ihtiyaçlarından bile mahrum kalmaya başladılar. Komün adı verilen barışçıl düzen servet hırsı ile yıkıldı ve bireysel bir kaos ortaya çıktı. İnsanlar birbiri ile sürekli rekabet edip servetini büyütmeye başladı. Ancak yaşlıların ileriki yaşlarda bu serveti doğru kullanmadan mahrum kalması ve çocukların yeni doğduğu zaman rekabete girişemeyecek olması Aile kavramının doğmasına yol açtı. Aile düzeninde ebeveynler çocuğu büyütecek çocuklar da büyüyünce ebeveynleri ile ilgilenecekti. Ebeveynlerin biriktirdiği servet de çocukların özel mülkiyetine dahil edilecekti. Aile düzenleri ileriki aşamalarda yaygınlaşınca aileler arası rekabetten doğan anlaşmazlıklar çıktı. Aileler birbirinin özel mülkiyetine saldırıp kimi bireyleri öldürünce aileler toplumsal bir sözleşme yapma fikri aldı. Buradan da Devlet ortaya çıktı. Aileler birbiri ile anlaşıp bazı haklarından vazgeçerek çatışmayı önlemeyi öngördü. Aileler birbiriyle işbirliği yapıp diğer ailelere karşı zorbalık yapmaya başladığı zaman bütün insanlar bir devletin egemenligine dahil oldu. Sürekli artan ve sertleşen rekabet devletlerin demokratik bir yapıdan ziyade hızlı kararlar alıp haraket etmesi beklenen bir yapıya dönüştü. Bu nedenle doğrudan demokrasi yerine tiranlık ve monarşi gibi otoriter rejimler ön plana çıktı.
İnsanlar bu rejimi kimin yönetmesi gerektiği sorusuna çoğunluğun karar vermesinin doğru olduğunu düşündü. İnsanlarin sevgisini kazanmış onlara iyilikler etmiş belkide onları kandırmış kişiler yönetim hakkında karar verme yetkisini elde ettiği zaman yanlış kararlar verdiği zaman bile yetkisini kullanarak yaptığı propaganda sayesinde yetkisini aldığı kişilerden bunu gizlemeyi başarmışti. Artan rekabet ortamında temel geçimini sağlamak için hayatını feda eden insanlar bu kararları sorgulamaya fırsat bile bulamamış ve iktidarın propagandası sayesinde bilgi kaynaklarına erişememiştir. Bu ve buna benzer durumlarda iktidarın yanlışlarını gören örgütsüz azınlık bireysel boyutta kaldığı için iktidarı devirme fırsatını dahi elde edememiş ve hükumetin propaganda araçları sayesinde yanlış kararların verdiği zararların sebebi olarak gösterilmiştir.
Kimi zamanda da büyük servet sahibi aile reisleri diğer küçük aileleri korumaya alma vaadi ile köleleştirmiş ve kendi özel mülkiyetine bu insanları dahil etmiştir. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan aileler bu büyük ailelere hizmet ederek onların servetinden faydalanmıştır. Güçsüz aileleri kendi emrine alan güçlü aileler monarşi rejimleri kurarak güçsüz insanları kendilerine vefa borcu olarak bağımlı hale getirmiş ve rekabetçi düzendeki siyasi yerini edinmiştir.
İlk çağlardan bu güne ve hatta gelecekte bile görülecek bu rejim türlerini benimseyen uluslar ve bu uluslar içindeki rejim destekçilerinin zihniyeti bu şekildedir. Her durumda kendilerinde acizlik gören bireylerin aciz olmadığına inandığı bireylere duyduğu minnettarlık söz konusudur. Günde 8 saat çalışan ve buna rağmen aç kalan bireylerin oluşturduğu bu rejim yanlısı grubu mağlup etmenin yolu ise mutlak silahlı mücadele veya bilgi diktesi değildir. Bu yollarla yapılan devrimlerin karşı devrimlerce yıkılacak olması ise muhtemeldir çünkü karşı devrimin elindeki üretim araçları insanları yeniden aciz kılacak ve bu durumda aciz olmayan tek kesim üretim araçlarını elinde bulunduran sermaye olacaktır. Silahlı mücadele veya bilgi diktesi ile yapılan devrim rejimleri bu üretim araçlarına el koysa dahi dünyanın öbür ucunda bile üretim araçlarına sahip sermayeler devrim olan ülkelerdeki sermayeleri kendi kontrolüne alarak güçlendirecek ve dışarıya bağımlı bir karşı devrim rejimi kurulacaktır. Mutlak devrimin tek yolu halkın rekabet düzeninde bulunduğu acziyet durumunun ortadan kaldırılmasıdır. Bunun için ise gerek burjuva devrimleri gerek sosyal devlet politikaları gerek grev gibi devrime giden yollar kullanılmalıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder