Dinler ve Sermaye
Dinler içerisinde incelikler barındırabilen toplumsal yapılardır. Bazen karmaşık ögeler içerirken ritüelleri bile kafa karıştırıcı boyutta olabilir. Rekabetçi düzende bütün gününü çalışmaya harcayan bireyler dinlerin inceliklerini araştırmaya vakit bulamaz. Bu nedenle mezheplere tabi olma yoluna gider. Mezhepler dinlerin kaynaklarındaki karmaşık ögeleri basite indirger. Rekabet düzeninin insanı da bu basite indirgenmiş mezheplere tabi olmak zorunda kalır. Dindeki ritüellerin ne olduğu ve nasıl yapılacağı, dinin temsil edildiği figürler ve sembollerin neler olduğu, bu dinde saygı duyulması ve duyulmaması gereken kişilerin ve davranışların neler olduğu hakkında aklında bulunan şüpheleri kaynağı inceleme fırsatı olmayan bireyler mezheplerin verdiği hükümlere tabi olur. Mezhepler ise rekabetçi düzenin sonuçlarından biri olduğu için sermayedar yönü bulunur. Büyük sermaye sahiplerinin geçim kaygısı olmadığı için en karmaşık kaynakları bile inceleme fırsatına sahiptir. Bu kaynakları incelemeseler bile bireylerin bunu sorgulayacak durumları olmadığı için mezhepler arası rekabette sermaye yanlısı mezhepler galip gelir. İşçi sınıfına mensup kişilerin oluşturduğu mezhepler acziyet durumuna düşmeyen sermayedarlara karşı tanrı tarafından yetkilendirilmemiş bir pozisyonda sermaye hükumetinin propagandaları ile itibarsız kalır. Dinlere mensup kişiler yalnızca sermayedar mezheplerin bilgisine ulaşabilmesi nedeniyle bu sermayedar mezheplere tabi olur. Rekabetçi dünya düzeni gereği bu mezhepler birbiri ile rekabete girer. Kimi zaman bazı mezhep mensupları diğer mezhep mensuplarınin haklarını ihlal eder. Mezhepler aynı şirketler gibi birbiri ile rekabet ederek kendilerine alan açar. Bazen bu mezhepler aynı din içerisinde birleşip başka dinin mezheplerine karşı çatışmalar başlatır.
İlk insanların inanç sistemlerinde bu mezhep kavramı olmaz. İlk insanın bilgi ihtiyacı komün üyeleri tarafından karşılanır. Herkes bilgilerini birbirine aktarır ve bir istişare ortamı oluşur. Komün düzeninde insanlar dini bilgiye ulaşmak için bir bedel ödemek zorunda kalmaz. Bu durumda din tamamen sermaye karşıtı bir kurum olur. Bireyselleşen insan bilgileri de kendi mülkiyetine almaya çalışır. Komün düzeni yok oldukça insanlar bilgiyi sermayeye hizmet için kullanır. Bazen sermayenin genişlemesi uğruna bu bilgiler yanlış anlatılır. Dinleri sermayeye hizmet için kullandıran şey rekabetçiliktir.
Mezheplerin var oluş şekli ise ruhbanlar tarafından gerçekleştirilir. Ruhbanlar bilgilerini kendi özel mülkiyetinde görür ve bunu sermayelerini genişletmek için kullanır. Ruhban insanları hata yapmaktan korkutur. Kendisinin aciz durumda olmamasını ise kendisinin hata yapmadığı yönünde anlaşılmasını sağlar. Ruhbanlar devrimci haraketleri dine uymamakla suçlar. Dinin rekabetçi dünyada yansıması olan mezhepler özünde sermayeci olduğu için devrimci haraketler ile örtüşmez. Dinler bazen devrimci haraketlere engel olur. Devrime giden yol ise genellikle dini yapının yok edilmesi olarak görülür. Devrimci örgütler söz konusu ülkede bir devrim başarsa dahi ve bu ülkede dini inancı yok etse dahi başka ülkelerde sermaye dinleri olduğu için yapılan karşı devrimde başarısız olması muhtemel olacaktır. Dini halk tabanına indirmek ve ruhbanların insanları köleleştirdiğini insanlara kabul ettirmek devrime giden en büyük yol olacaktır. Devrimci örgütler dinlere düşmanlık ederek değil onların devrimci kimliğe bürünmelerini sağlayacak haraketleri desteklemelidir. Bilginin tükenebilirlik durumu asla söz konusu değildir. Dolayısıyla bilgi edinmede bir rekabet de söz konusu olamaz ve temeli bilgi olan dinler sermayenin istismar ettiği şekilde asla değildir. Bilgi asla tükenmeyeceği için ruhbanların bilgi satması yalandan ibarettir. Bu nedenle bütün dinler devrimcidir ve sermaye karşıtıdır. Ruhbanlar ise bu bilgileri gizleyip devrim ve dini çatıştırmıştır.
EY İSRAİLOĞULLARI! BANA VERDİĞİNİZ SÖZÜ TUTUN Kİ BEN DE SİZE VERDİĞİM SÖZÜ TUTAYIM. HATIRLAYIN Kİ SİZİ NİMETLERLE NİMETLENDİRDİM. YALNIZCA BENİ RUHBAN EDİNİN.(2:40)
Yorumlar
Yorum Gönder