HİLAFET KİMİN HAKKI?

  Hilafette islam dünyası temelde dört yaklaşım benimser. Muaviyenin ve soyunun hilafetini meşru sayanlara sünni, Alinin ve soyunun hilafetini sayanlara Şia, her ikisinin de kafir olduğunu ve hilafetlerinin meşru olmadığını sayanlara harici ve hüküm vermeyenlere ise mürcie adı verilmiştir. İslam dünyasında ise en çok sünnilik kabul görmüştür.

 Gadr-i hum adı verilen bir rivayeti şiiler kendi görüşlerini desteklemek için meşru sayar. 


Ben kimin mevlası isem ali de onun mevlasıdır.(Tirmizi, Menakıb, 3714)


 Bazı rivayetlerde bu söze Ömer Bin Hattab'ın şahit olduğu ve Ali Bin Ebu Talibi tebrik ettiği nakledilmiştir.(Müsned, IV,281) Kur'an, mevla sözünü yüz çevirmek dost olmak gibi anlamlarda kullanmıştır. Mevla kelimesine halife gibi kutsal bir anlam yüklemek Kur'ana uymayacağı için bu rivayete sahih desek bile Ali halifedir hükmüne varamayız.


İmam Ali (a.s) bu konuda şöyle buyuruyor: ‘Allah'a andolsun ki Ebubekr, hilafete göre yerimin, değirmen taşının mili gibi olduğunu bildiği halde hilafeti bir gömlek gibi giyindi... Ben de hilafetle arama bir perde çektim, ondan yüz çevirdim... Başladım düşünmeye; kesilmiş elimle atağa mı geçeyim, yoksa kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim?.. Gördüm ki sabretmek akla daha yatkın, sabrettim. Ama gözümde diken vardı, boğazımda kemik. (Nehc-ul Belağa, 3. Hutbe, s. 45)

 

 Aktarılanlara göre Ali, hakkı olduğunu bilmesine rağmen ebubekire karşı sabrederek hakkından vazgeçmiştir. Bu da Ebubekirin hilafetinin meşru olduğu anlamına gelir çünkü Ali hakkı olan tek kişi olmasına rağmen biat ederek hakkını devretmiştir.


İmamlar Kureyştendir.(Bakkal, 2005, 1)


Muaviyenin hilafetini meşru sayanların delil gösterdiği bu rivayette alimler farklı yorumlar yapmıştır. 

 Şâfiî bilgini Hüseyin b. Mes’ûd el-Bagavî’ye (436-516/1044-1122) göre, ancak gerekli şartları hâiz bir Kureyşli bulunmadığı takdirde, gayr-ı Arab (Acem) bir kimse hilâfete getirilebilir.(Bakkal, 2005, 3) 

  Bu rivayetin mutlak anlamda kureyşi şart koşmadığı yorumları da yapıldığı gibi Ali kureyş dışından bir halife değildir. 

 Pâdişâh-ı azama ıtlâk olunur. Cemi خَلاَئِفُ  ve خُلَفَاءُ gelir, ظُرَفَاءُ  vezninde. Müellifin Baâir’de hulâsa-i beyânına göre خَلِيفَةٌ  ki pâdişâh-ı azama denir, (Kamusul Muhit, خَلِيفَةٌ)

 Halifeye eskiden verilen hükümdar anlamına bakılırsa hilafetin kureyşten olması muaviyenin hilafetini meşru yapmaz. Muaviyenin babası Ebu Sufyan Kureyşin lideri olmuştur. Bu sözün bu dönemlerde söylendiği düşünülürse bu hadisin hilafeti değil dönemin hükümdarlığının kimde olduğu ile ilgili bir hadis olduğu anlaşılır. Çünkü halifelik geniş zamanda olan bir şey değil aksine peygamberin ölümünden sonra ortaya çıkan bir şeydir. Arapçada geniş zaman ve geçmiş zaman aynı kalıpta kullanılır. Peygamberin hata yapmayacağı varsayılırsa halifelik hakkında doğru hüküm vermiştir denilebilir ve bu sözün geniş zamanı değil geçmiş zamanı kast ettiği varsayılmalıdır. Bu durumda hadiste hükümdarlık kureyşte idi denmiş olduğu kabul edilmelidir.


 Özellikle ilk halifenin seçimi sırasında yaşanan olaylar, ayrıca Hz. Ali’nin o sırada Peygamber’in defin işleri ile ilgileniyor olması, meselenin bir oldu-bittiye getirildiği düşüncesini ortaya çıkartmıştır.(Çalışkan&Okşar, 2020, 5)


 Hariciliğin dayandığı meselenin şia ile aynı olması nedeniyle haricilik için de alinin biat etmesi nedeniyle doğru bir düşünce olmadığı söylenebilir. Kırtas hadisesinde ömerin vasiyet yazmasına engel olması(Çalışkan&Okşar, 2025, 5) da haricilerin bir dayanağı olsa da hadisede peygamberin kavga çıkmaması için vasiyet yazmaması haricilerin hatalı olduğunu gösterir.

Ey iman edenler! Allaha itaat edin, Gönderdiği( Kitabı)na da itaat edin. Sizden olan yetki sahibine(de ve onun hakkında) eğer anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allaha ve gönderdiğine götürün(4;59)

 Allah, nisa suresinde bir anlaşmazlık durumunda yetki sahibine başvurmayı ve yine anlaşmazlık olursa Allaha ve kitabına başvurmayı emretmiştir. Allahın kitabına başvurup meseleyi kuranı dikkate alarak çözmek ilk şarttır. Muaviye ve Alinin farklı yorumları nedeniyle ikinci aşama olarak Allaha gitmek gerekir ve Allaha başvurmanın tek yolu ahirette hesabı beklemektir. Bu nedenle Mürcienin taraftarı olanlar tarafından ortaya atılan fikir kur'an'a uygundur. Eğer uygun olmadığını düşünen varsa da Allahın ahiretteki hükmünü beklemelidir. 

"Oğulcuğum, şu bir gerçek ki, yaptığın, bir hardal danesi ağırlığında olsa, bir kayanın bağrına veya göklere, yahut yerin bağrına konsa, Allah onu yine de ortaya getirir. Çünkü Allah Latif'tir, lütfu sınırsızdır; Habir'dir, herşeyten haberdardır."(Lokman 16)


Allahın hükmü adil olacağı için bu dünyada müslümanlar olarak birbirimizi boğazlamamıza gerek yoktur. Yapmamız gereken diğer tarafla aramızda nifak çıkarmak değil Allahın ipine sımsıkı sarılıp bölünüp parçalanmamaktır. 

 İnstagram

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HALKU’l-KUR’ÂN:KUR'AN MAHLUK MUDUR?

TARİKATA BARİKAT KAHROLSUN ŞERİAT

ÖZGÜR İRADE:CEHM BİN SAFVAN HAKLIYDI